ADETLİ KADININ HACCI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ADETLİ KADININ HACCI

Mesaj  Hasan Bir Çarş. Kas. 26, 2008 11:48 pm


Adetli Kadının Haccı:
Hacda kadınlar umre ve hac görevlerini yerine getirmede erkekler gibidirler. Ancak ihramlı iken ayakkabı, çorap, eldiven, normal elbise giyebilirler, yüzlerini örtmezler
Hayız –nifas denilen özel halleri sebebiyle ziyaret tavafı denilen haccın Arafat vakfesinden sonra yapılan farz tavafını kurban kesim günlerinden (eyyamı nahr) sonra yapmak ve yine bu sebeple veda tavafını terk etmekle kendilerine ceza gerekmez.
Malikî mezhebine göre veda tavafı mendup olduğundan mazeretsiz terk edene de bir ceza gerekmez
Ay halinde iken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra ay hali gören kadınlar, tavaf dışında haccın bütün görevlerini yapabilirler.
Hayız halinde olan bir kadın kudum veya umre tavafını yapmadan Arafat’a çıkıp vakfe yapmak zorunda kalırsa:
1-Eğer ifrad haccı için niyetlenip sadece hac için ihrama girmişse temizlenince ziyaret ve veda tavafını yapar. Hayız sebebiyle kudüm tavafını terk ettiğinden kendine bir ceza gerekmez; haccı tamam olur.
2-Temettu haccı yapmak için niyetlenip umre için ihrama girmişse, Arafat’a çıkma zamanına kadar temizlenmemiş veya temizlenmiş fakat umre tavafını yapacak kadar bir zaman bulamadan Arafat’a çıkma zorunda kalmışsa umre ihramını iptal eder ve hac için niyet ve telbiye yapar. Hacdan önce umre yapmadığı için ifrad haccı yapmış olur.
Böyle yapanlar:
Hanefî mezhebine göre: Şükür kurbanı kesmezler çünkü ifrad haccında şükür kurbanı yoktur. Ancak hacdan sonra yapamadığı bu umreyi kaza eder, iptal ettiği içinde bir ceza kurbanıkeser .
Şafiî, Hanbelî, Malikî mezhebine göre: Böyle bir kişi hac için niyet ve telbiye yapmakla umre ihramı ile hac ihramı birleşmiş sayıldığından “kıran haccı” yapmış olur. Bu sebeple kıran hedyi (şükür kurbanı ) kesmesi gerekir. Hacdan sonra umre için ayrıca tavaf ve say yapmaz. Hac için yapılan tavaf ve say umre içinde geçerli olur .
3-Kıran haccı yapmak için hem umre hem de hac için ihrama girmişse Arafat vakfesinden önce umre yapma imkânı bulmadığından Arafat’a çıkmak zorunda kaldığı için umresini iptal etmiş sayıldığından “ifrad haccı” yapmış olur.
Bunlar için:
Hanefîlere göre: Kıran için şükür kurbanı kesmezler; hacdan sonra bu umreyi kaza eder, daha önce yapması gerekli olup yapamadığı umre için bir ceza kurbanı keser .
Şafiî –Hanbelî –Malikî mezheplerine göre: Bu durumda olan kişi umre iptal etmiş olmaz. Kıran hedyi (kurbanı ) kesmesi gerekir. Umre için ayrıca hacdan sonra tavaf ve say gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve say umre içinde yeterlidir.
Bir kadın Arafat vakfesinden ve ziyaret (hac için farz olan ) tavafından sonra adet görürse Mekke’den beldesine döner, veda tavafı üzerinden düşer ve bundan dolayı kendisine bir şey gerekmez .
Eğer bir kadın Arafat vakfesinden sonra haccın rüknü olan ziyaret (ifada ) tavafını yapmadan adet görürse, tavafını yapmak için temizleninceye kadar Mekke’de bekler.
Hanefîlere göre hayızlı olarak tavaf yaparsa geçerlidir. Fakat ceza kurbanı kesmesi gerekir.
Hayızlı kadın farz olan tavafı (ziyaret = ifada ) yapmak için kafilenin veya uçağının kalması gibi çeşitli nedenlerle aybaşının kesilmesini bekleyememe durumunda bu haliyle tavaf edebileceği ve bir ceza da gerekmeyeceği görüşü de vardır . Grup halinde seyahat edilip kafilenin bekleyememesi halinde bu son görüşün getirdiği kolaylıktan istifade edilebilir .
Eğer bir kadın yalnız Hacca (ifrad haccı) veya aynı ihram içinde hem Umre hem Hacca (kıran haccı) niyet etmişse ilk yapılacak tavaf geliş tavafı anlamına gelen kudum tavafıdır. Bu tavaf sünnettir. Bu tavafı Arafat’a çıkana kadar temizlenip yapma imkânını bulamayan bayanlardan bu tavaf düşer.
Ayrılış tavafı anlamına gelen veda tavafı hacıların Mekke’den ayrılacakları zaman son yapılan tavaf olup vaciptir. Malikîler bu tavafın sünnet olduğunu söylemektedirler. Çünkü fidye ve ceza gerekmeden hayızlı kadından bu tavaf düşer. Hayızlı ve nifaslı kadın için veda tavafı vacip değildir. Hatta sünnet de değildir. Hayızlı ve nifaslı bir kadın veda tavafını terk etmekle herhangi bir ceza ödemek ve kurban kesmek mecburiyetinde değildir.
Haccın farzlarından olan Arafat vakfesinden sonra yapılan ve farz olan ziyeret tavafını hayız halinde olduğu için yapma imkânı bulamayan, temizlenmek için bekleyemeyip temizlenmeden yola çıkmak durumunda ve zorunda olan, dolayısıyla farz olan ziyaret tavafını yapamamış bulunan bayanlar için her zorlukta olduğu gibi bir çıkış yolu vardır. Herşeyden önce bu durumda olan bayanları gurup ve kafilesinin bekleme imkânları yoktur. Çünkü giriş ve çıkışlar belli bir plan ve saate göre olmaktadır. Her kafilenin bu plan ve çıkış saatine uymak mecburiyeti vardır. Hayızlı olan bir kadın böyle durumda tavafını yaparsa Hanefîlere göre caizdir ama bir kurban keser. Bu gibi insanların kurban kesecek durumları ve bekleme imkânları söylediğimiz gibi yoksa ne yapacaklar?
Malikî mezhebinde bu mesele için daha uygun ve geniş bir ruhsat vardır; o da hayızlı bir kadın hayız günleri içinde bir gün de olsa kan kesilir ve tavaf bitmeden kanın gelmeyeceği kanaati bu kadında hâsıl olursa, ya da gelip gelmeyeceği hakkında bir kanaate sahip olamazsa, bu kadının yaptığı tavaf sahihtir. Çünkü bu mezhebe göre hayız günleri arasında oluşan temizlik bir temizlenme halidir. Yıkandıktan sonra bu kadın bu iki halde de tavafını yapar ve yaptığı tavaf sahihtir.(Adevi haşiyesi c.2 s.343, Hidayetüssalik c.2 s.767-768)
İbn Hazım bir başka açıklamada bulunarak şöyle diyor: “abdestsiz birinin ve hayızlı bir kadının Beytullahı tavaf etmesi caizdir. Peygamberimiz, Esma binti Umeys Zulhuleyfe’de doğum yaptığında ona yıkanmasını ve ihrama girmesini emretmiş, tavaf yapmamasını söylememiştir. Eğer taharet, tavafın şartı olsa idi yüce Resul mutlaka beyan ederdi… Bu hususun, temiz olmadan Arafat ve Müzdelife’de yapılan vakfeye verilen cevazdan, Safa ile Merve arasında say için verilen cevazdan ve taşlamaya verilen cevazdan farkı yoktur. Bunlar nasıl temiz olmadan taharetsiz yapılabiliyorsa tavaf da öylece caizdir”
İbn kayyım “ilâmul muvakkıîn” isimli kitabında bu mesele ile ilgili uzun açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamasının içinde hac esnasında hayız gören bir kadına Efendimizin söylediği bir hadisi zikretmiş; bu hadiste yüce Resul şöyle diyor:
“Hacının yaptığı bütün amelleri yapmaya devam et ancak Beytullahı tavaf etme”.Bu hadisi kaydettikten sonra İbni kayyım diyor ki: “bu hadisi bazı insanlar bütün zamanlarda ve hallerde geçerli genel hüküm saymışlar, kudret haliyle acz halini ayırmamışlardır. Temizlenene kadar bekleme hükmüyle, bu beklemenin mümkün olmadığı durumu tefrik (ayırım) etmemişler, nass’ın ve hadisin zahirine göre hüküm verip delil getirmişlerdir. Bu hususta iki gurubun tartışma ve açıklamaları vardır. Bir gurup hayızlı halde tavafın sahih ve geçerli olduğunu, hayzın tavafın sıhhatıne mani ve engel olmadığını, bu hal ile tavaf yapanın bir kurban kesmesi gerektiğini söylerken, ikinci gurup ise setri avret nasıl şart ise bununda onun gibi şart olduğunu, kudreti yettiğinde vacip olduğunu, aciz kaldığında ise bu şartın düşeceğini kabul etmişlerdir. Aciz kalındığında namazda bu şart düştüğüne göre acz anında tavaftan düşmesi daha geçerli, daha önde ve daha evlâdır.”
İbni Kayyım kitabındaki açıklamalarında şunları da söylüyor: “Bu zamanda hac kafilelerinin hayızlı kadınların temizlenmelerini beklemeleri mümkün değildir… Bu haldeki hayızlı bir kadın gücünün yettiği haccın menasikini (yapılması gereken görevlerini) yapar. Hacda şart ve vacip olup yapamadığı kısımlar ise ondan düşer. Çünkü Cenabı Hak: Elinizden geldiği kadar sorumluluğunuzun bilincinde olun…(Teğabûn 16) buyurmaktadır. Yüce Resul’de: Ben size bir şey emretmişsem onu gücünüz yettiği kadar yapmaya çalışın” demektedir.
İbni Kayyım şöyle devam ediyor: “ Bu durumdaki hayızlı bir kadın hayızlı halde tavafını yapar. Bu, onun mescide girip tavaf yapması için bir zaruret hali, gücü dâhilinde olmayan bir mazerettir. Böyle yapmasında şeriat kurallarına aykırı herhangi bir durumda yoktur. Hatta bu davranışı şer’i kurallara uygun bir haldir… Güçsüz kalındığında, âciz olunduğunda vacip söz konusu değildir. Zaruret halinde ise haram ortadan kalkar… Allah Resulü hayızlı bir kadının Kuran okumasını yasaklamamıştır. “Hayızlı ve cünüp bir kişi Kurandan bir şey okumasın” mealindeki hadis ise sahih değildir, illetlidir, muteber değildir. Bazı hadisçiler bu hadisin batıl olduğunu söylemişlerdir. İhtiyaç ve gerek duyduğunda hayızlı birinin Kuran okuması yasak olmadığına göre, hayızlı birinin ihtiyaç duyup mecbur kaldığında tavaf yapmasına engel olmamak daha geçerli ve daha evlâdır…”
“Efendimiz ve onun Raşid Halifeleri zamanında hac emirleri, hayız gören kadınları temizlenene kadar bekliyorlardı. Bunun içindir ki Safiye anamız hayız gördüğünde Efendimiz,“bizi bekletecekmi?” demiştir. Safiyyenin farz tavafını yaptığı söylendiğinde, “öyleyse beklemeye gerek yok; hereket edebilir” demiştir. O zamanda tavaf yapma imkân ve kudreti böylece sağlanıyordu. Bu zaman da ise kafilelerin ve grupların hayızlılar için bekletilmesi mümkün değildir… Kafile ve grup olmadan Mekke de hayzının kesilmesini ve bitmesini beklerse, malını kaybetmesi korkusu, ya da tek başına yalnız ve yabancı bir yer de kalma mecburiyeti korkusu kesin olarak vardır. Tek başına kaldığında ise kendisini koruyacak bir kimsesi bulunmayacağından ırzına, malına tecavüz edilmesi ihtimali ve korkusu vardır…
Kadından gelen hayız kanı, mescidi kirletme bakımından istihaze (özür, hastalık) kanı gibidir. İstihaze halindeki bir kadın, akan kanının mescidi kirletmemesinden emin olup tedbirini aldığında ittifakla mescide girip tavaf yapması caizdir. Farz tavafını yapmadan hayız gören kadının ihtiyaç ve zarureti daha fazla ve daha geçerlidir…”
“Şer’i kural ve kaidelerden çıkan sonuç şudur: İbadetteki bütün şartlar ve vacipler, kudret ve güc’e bağlıdır. Bunlardan birini yapamayan kişi eğer onun yerine geçecek, ona bedel olacak başkası varsa onu yapacaktır. Mesela su bulamayan adam, ya da suyu kullanma gücüne sahip olamayan kişi teyemmüm edecektir. Teyemmüm edecek bir şey yoksa o hüküm o zattan düşer. Hayızdan temizlenmek mümkün olmadığında bu şart veya hüküm düşer.”
İbni Kayyım bu meseleyi anlattıktan sonra şöyle diyor: “…aciz kalındığında şart ortadan kalkar. Acizlik halinde vacip, zaruret halinde haram söz konusu değildir.”
Şeyhul İslam İbn Teymiyye ve onun talebesi İbn Kayyım’ın görüşü budur. Bu durumda olan ve mecbur kaldığı için hayız ve nifas halinde tavaf yapan bir kadına bundan ötürü ceza olarak kurban kesmek de gerekmez. Bu, güzel, doğru bir görüş ve sözdür. İbn Baz da bu görüş üzre fetva vermiştir.
“Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar sorumluluk yükler”(Bakara:286)


Hasan KARAGÜZEL
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz