CEVŞEN-CEVŞEN DUASI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

CEVŞEN-CEVŞEN DUASI

Mesaj  Hasan Bir Cuma Şub. 06, 2009 11:57 am

Cevşen - Cevşen Duası Ehli beyt yolu ile Hz. Muhammede nispet edilen Cevşenul-Kebîr (büyük cevşen) ve Çevşen’üs sağîr (küçük cevşen) adlı iki dua.
“Cevşen” farsça olup, bir çeşit zırh, savaş elbisesi demektir. Şiî kaynaklarında Ehli beyt tarikıyle Hz. Peygambere isnat edilir.

Cevşeni Kebîr: Cevşen denilince genellikle bu dua akla gelir. Diğerine nazaran çok daha meşhurdur. Musa el-Kâzım-Cafer es Sâdık-Muhammed el-Bakır-Zeynelabidîn-Hz.Hüseyin ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygambere isnat edilir. Anlatıldığına göre Peygamberimiz bir gazve (bir rivayette uhud harbi) esnasında çatışmanın kızıştığı bir anda üzerindeki zırhın kendisini fazlasıyla sıktığını hisseder ve ellerini açarak dua eder. Bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.” demiş. Şiî kaynaklarına göre Cebrail Hz. Peygambere dua ile ilgili geniş malumat vermiş, buna göre Allah Cevşeni Kebîr’i dünyayı yaratmadan 50.000 yıl önce arşın direkleri üzerine yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse dünyada her türlü belâdan, âfet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi Allah ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir. Cevşen-i Kebîr ile Allah’a müracaatta bulunan kimseye Bedir şehitleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mümin ise azab görmez. Onu okuyan kimse dört semâvî kitabı okumuş gibi olur; her harfi için kendisine cennette iki ev ile iki zevce verilir; ayrıca insandan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla cehenneme girmez. Rivayete göre Cebrail Hz. Peygambere duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kimselere talim etmesini istemiştir.

Cevşen-i Kebîr, her biri Allah’ın isim ve sıfatlarından on tanesini ihtiva eden 100 bölümden ibaret uzunca bir duadır. Her bölüm besmele ile başlamakta ve sonunda “Sübhaneke ya lâ ilâhe illâ ente el gavse el gav, salli alâ Muhammedin ve âlihi ve hallisna minennar ya zelcelali vel ikram ya erhamerrahimîn” ibaresi tekrarlamak tadır ki manası şudur:
“Ey yardım edenlerin en yardım edeni senden başka ilah yoktur, sen noksansızsın, Muhammed’e ve âline rahmet eyle ve ey izzet ve ikram sahibi, ateşten bizi koru”. Bu 100 bölümden yirmi beşinin başında “Allahümme inni es’elüke bi esmaik” (Allahım! İsimlerin sayesinde senden istiyorum) ibaresi bulunmakta ve “Ya Allah, ya rahmân, ya rahîm” şeklinde Allah’a ait isimleri ihtiva etmektedir. Bu ifade ile başlayan her bölüm arasında genellikle üç paragraf halinde “ ya hayrel gafirin” (ey bağışlayanların hayırlısı!)” ibaresiyle başlayıp devam eden değişik münacaatlar şeklinde dualar yer alır. Böylece duanın tamamı Allay’a ait 250 isim ile 750 sıfat ve münacaatı kapsayan uzun bir duadır. Özellikle Şiîler arasında çok rağbet gören bu dua, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî tarafından tarikat, evrad ve ezkârını derlediği mecmuaya alınmış ve Türkiyedeki Sünnîler arasında da böylece ilgi görmüştür. Bilhassa Risale-i Nur camiasında benimsenmiş ve pek çok baskıları yapılmıştır.
Dua bazı Şîa bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır. Türkiyedeki Caferî gruplarından Kerbelâ’ya veya Meşhed’e gidebilenler böyle bir kefen alıp gelmekte ve bunun cenazesine sarılmasını vasiyet etmektedirler. Cevşen’i Kebîr aynı gruplar tarafından Kadir gecesi ümidiyle kutlanan ve “ihya geceleri “ adı verilen ramazanın 19.21.23. Gecelerinde de kendi camilerinde topluca okunmaktadır.
Dünyevî ve uhrevî iyi sonuçlara dair rivayetlerin çokluğu sebebiyle olacaktır ki Cevşen’i Kebîr Türkiyedeki bazı Sünnî Müslümanlar arasında da ilgiyle karşılanmıştır. Said Nursî’nin bizzat tercüme ettiği 57. Fasıl örnek alınmıştır. Türkçe tercümelerde sadece duanın metni dikkate alınmış, kaynağına ve faziletlerine dair rivayetlere temas edilmemiştir. Yine bu kitaplarda 100. Bölümden sonra zikredilen ve “Allahümme rabbena”diye başlayan kısım da rivayetin aslında mevcut değildir. Bu farklılıklar Türkiye de basılan kitapların duayı Şiî kaynaklarından değil “Mecmû âtül ahzâb” da rivayetin aslına ve kaynağına işaret edilmeden nakledilen metinden almalarından kaynaklanmaktadır.
Cevşen’i Kebîr bir kısmı naslarda yer alan, mâna ve muhteva bakımından Allah’a nisbetinde sakınca bulunmayan kelime ve cümlelerle münacaat ve niyazlardan ibaret bir metin olup bu tür metinlerle dua yapmak tavsiye edilebilir, ancak Cevşen’i Kebîr diye bilinen ve Musa el-Kâzım dan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nisbet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen yaklaşık on beş sayfalık metnin sahibi olması mümkün değildir. Zira bu metin bir olay ve kıssayı anlatan metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamberden alınıp rivayet edilmesi imkânsızdır. Duanın Sünnî hadis kitaplarında yer almaması, aynı şekilde Şiî hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki Kütüb’ü erba’a da da bulunmaması sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede bazı kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir. Said Nursî’nin, Cevşen’i Kebîr’in faziletleri ve Hz. Peygambere nisbet’i konusunda şüpheye düşen bir kişiye vermiş olduğu cevapta genelde duanın muhtevasının güzelliği ile ilgili olup metnin kaynağı ve Hz. Peygambere nisbeti hakkında yeterli bilgi ihtiva etmemektedir. ( bk.Emirdağ Lahikası s.159,160 )
Cevşen’i Kebîrin fazîletleriyle ilgili olarak nakledilenlere gelince, Allah’ın insana verdiği imkân ve yetenekler, yüklediği görevler karşısında kişinin bir duayı okumakla dünya ve ahiretin bütün kötülüklerinden korunup mutluluğa erişmesi İslamiyet açısından hatta bütün semavî dinler açısından mümkün değildir. Bu duayı kefenin üzerine yazan müminin azap görmeyeceği, bu duayı, okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduranların her türlü belâ, hastalık, yangın ve soygunlardan korunduğu, her harfi için cennette iki köşk verileceği vs. gibi fazîletlerin bir dua ile elde edilmesi “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” (Necm 53/39) ayetinin ruhuna ters düşmektedir. Ayrıca her bölümünde tevhid’i vurgulayan bir duanın iman etmeyenler tarafından okunmasının ne anlamı (mahzuru) var ki Cebrail bu konuda Hz. Peygamberi (kâfirlere öğretmemesi konusunda) uyarmış olsun. Kaldı k bu dua her kesin vakıf olabileceği bir açıklıkta literatüre geçtiğine göre gizli tutulması imkânsızdır.
-------------------------------------------------
Not: Bir sonraki yazımızda konunun devamı olan "Cevşeni Sağir" ele alınacaktır.
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz