CİN-CİNCİLİK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

CİN-CİNCİLİK

Mesaj  Hasan Bir Çarş. Ara. 10, 2008 11:17 pm

Cin-Cincilik

Sözlükte örtmek, örtünmek, gizli kalmak, yoğun karanlık anlamındaki cenn-cinn kökünden türeyen bir isimdir. Tekili cinnî “ örtülü ve gizli şey” manasına gelir. Kur’anda ki kullanımı ile cinn terimi çok çeşitli anlamlara sahiptir. En çok karşılaşılan anlam, bedensel bir varlığı olmadığından bizim bedensel duyularımızın kavrayış alanının dışında kalan ruhsal güçler veya varlıklardır. Bu, hem şeytanları ve şeytanî güçleri (bk.15/Hıcr 17), hemde melekleri ve melekî güçleri ihtiva eden bir anlamdır, çünkü onların tümü duygularımıza kapalı olan varlık veya güçlerdir.(Cevheri, Râgıb). Bu görünmez tezahürlerin bedensel bir tabiata sahip olmadığını açıklığa kavuşturmak için Kur’an, temsilî olarak, cinn’in “kavurucu rüzgârların ateşinden” (nari’s semûm, 15/Hıcr 27), yahut “ateşin şaşırtıcı alevinden” (maric minnar, 55/Rahman 15), yahut sadece “ateş” ten (7/Araf 12. ve 38/ Sa’d 76, bu son iki ayette kovulan melek iblise atıfta bulunulmaktadır) yaratılmış olduğunu ifade eder. Farsçada cin karşılığı peri kelimesidir.
Cinn terimi aynı zamanda bazı klasik müfessirlere göre belli “duyarlıorganizmaları” kapsayan geniş bir olaylar yelpazesi için de kullanılmaktadır. Öyle ince tabiatlı fizyolojik yapıya sahiptirler ki normal olarak duygularımızla kavranabilir durumda değillerdir.
Cinn terimi Kur’anda bazen “duyularımıza kapalı bulunan” temel tabiat güçlerini göstermek için kullanılmıştır. (bk.6/Enam 10, 37/Saffat 158,114/Nas.6) Birkaç örnekte de (meselâ 46/Ahkaf:29-32, 72/cin:1-15) cinn terimi bizatihi görünmez olmayan, ama o zamana kadar görülmemiş varlıkları gösterir.
Son olarak cinn’e yapılan atıflar, bazen Kur’anın ilk olarak hitap ettiği halkın bilincine derin şekilde nüfus etmiş bulunan bazı efsaneleri hatırlatmak amacı taşır.(mesela, 34/seb’e:12-14)
Tarihte Cinn
Eski Asurlular ve Babilliler arasında toplumun her kesiminde kötü ruh ve cinlere inanılırdı. Eski Mısır halkı cinlerin delilik, sara gibi hastalıklara sebep olduklarına, insanlara ve hayvanlara zarar verdiklerine inanırlardı.
Eski Slavların ruhlara ve cinlere olan inançları günümüze kadar gelmiştir. Bunlar mağaralarda, çukur yerlerde, ormanların derinliklerinde yaşayan varlıklardı. Eski Germenlende ruhlar ve ruhlara benzeyen hortlaklar arasında tam bir ayrım yapmak güç idi. Çinliler cinlerin her yerde bulunduğuna, onların mezarları sık sık ziyaret ettiklerine inanırlar. Çin de taoist rahipleri cinlerin kötü etkilerinden korunmak için muskalar, tılsımlar, tütsüler okuma ve üflemelerle ve bazı talimatlarla tedbirler alırlar. Cin zaptetme talih açmak için ata ruhları ve iyi ruhlarla haberleşme yaygın idi.
Japonlarda da görünmeyen varlıklar insan ve hayvan ruhları, hortlaklar, hayaletler ve cinlerle ilgili inançlar vardı. Hint inancında da cinler var idi. Eski iran, cinleri erkek olarak bilir ancak dişileri de vardı; kirli yerleri ve ölüleri sık sık ziyaret ederler.
Türklerin Müslüman olmadan önceki inançlarına göre bütün dünya ruhlarla doludur. Tabiatın her tarafına yayılan bu ruhlar iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılır.
Yahudi kutsal kitabında iyi olsun, kötü olsun bütün ruhani varlıklar tanrının kontrolündedir (II.Samuel 24/16-17). Çöllük yerlerde yaşayan ve Leviler’de (16/18) adı geçen azazel ile kutsal kitap sonrası Yahudî menkîbelerin de geçen, çocuklara saldırması ve Âdemin ilk karısı olmasıyla bilinen dişi cin lilith dir. Özellikle kabala denilen mistik (gizli-esrarlı, mecaz) gelenekte şekilsiz ve gölge gibi yarı insan yarı melek olarak ıssız yerlerde yaşayan, geceleri hünerlerini gösteren varlıklar kabul edilmekte idi. Yahudilikte şeytanın cennetten kovulması (Eyüp 1/2) cinlerin başına geçmesi sonunda Mihael ve semavi ordu tarafından mağlup edilmesi önemli bir olaydır. Yeni Ahid’e göre cinler insanın içine girip hastalık yaparlar; onlar ancak Tanrının adı anılarak bedenden çıkarılabilir.(Matta 7/22)
Cahiliye Arapları, cinlerin de birbirleriyle savaştıklarına, cinlerle evlenen insanların olduğuna, yılan kılığına girdiklerine, genellikle tenha yerde yaşadıklarına, hastalıkları onların getirdiğine inanıyorlardı. (Cevad Ali VI.705-730)
El-Cin adıyla müstekil bir sürenin bulunduğu Kur’anı Kerimde cinne, cân ve cin kelimeleri geçmektedir. Bunlardan “delilik” anlamındaki cinne üç yerde “cin topluluğu”, can iki yerde “yılan”, beş yerde “cin” anlamına gelmektedir. Yirmi iki yerde geçen cin kelimesi de melek ve insan dışındaki üçüncü varlık türü karşılığında kullanılmıştır.
Farabî, insanların aksine cinleri konuşmayan ve ölmeyen canlılar olarak kabul eder. İbn Sina cin kelimesine “çeşitli şekillere girebilen şeffaf yapılı, konuşan latif canlı anlamını” verir. Fahreddin er Razi ile onun görüşüne katılan bazı âlimler İbn Sinanın bu açıklamasından hareketle onun sadece cinin adını kabul edip dış dünyadaki varlığını inkâr ettiği sonucuna varmışlardır. Buna karşılık Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, haklı olarak İbn Sinanın cinler hakkında gerçek bir tarifin yapılamayacağına işaret etmek üzere söylediği bu sözden cinlerin varlığını inkâr ettiği sonucunun çıkarılamayacağını belirtmiştir. (Hak Din .VII.5387)
Kur’anla sabit olduğundan cinleri inkâr edenlerin küfrüne hükmeden kelâm âlimleri cinlerin mahiyeti konusunda farklı görüşler benimsemişlerdir. Bunları iki noktada toplamak mümkündür:
1-Cinler kendi başına kaim olan gayri maddî (madde dışı-maddî olmayan) cevherlerden oluşur diyenlerden biri olan Gazalî nin görüşü (el-Mednunül kebir s.16)
2-Cinler maddî cevherlerden oluşur diyen Ebul Hasan el-Eş’arî ve Bakillanî başta olmak üzere bu görüşü benimseyen Eş’arî’lerin çoğunluğunu teşkil eder. Mütezile âlimleri ile Ebu Ya’la el-Ferra ise cinlerin basit cisimlerden olduklarından ve neye delalet ettikleri bilinemediğinden Kur’an da geçen melek, ruh ve cin gibi kavramların müteşabihattan[1] kabul edilmesi gerektiğini söyler.
Cağımızda cinlerin mahiyetlerinin “ateşe karışan” (maric) varlıklar olmaları (55/Rahman 15) dikkate alınarak Karbon asidinden “Dumansız ateş” ten yaratıldıkları göz önüne alınarak canlılığını ruhtan alan ve ezelde var edilen ışınlardan, ufolardan veya enerjiden yahut bazı hadislerde hastalıkların sebebi olarak gösterilmeleri dikkate alınarak mikroplardan ibaret olduğu tarzında bir takım görüşler ileri sürülmüşse de (Reşid Rıza III,96)…, Ahmet Hulusî s.61, Ayberg, II, 69-72, Ateş, s.19-20) bunlar ilmî bakımdan temellendirilmemiş bazı teoriler niteliğindedir…
---------------------------------
[1] Müteşabihat, manası tam olarak bilinmeyenler demektir.
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz