MÜNECCİMLİK-YILDIZ VE BURÇ FALI-ASTROLOJİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

MÜNECCİMLİK-YILDIZ VE BURÇ FALI-ASTROLOJİ

Mesaj  Hasan Bir C.tesi Ara. 06, 2008 3:35 pm

Müneccimlik-Yıldız ve burç falı -Astroloji



“Necm” yıldız demektir.”müneccim” yıldızların hal ve hareketlerinden ahkâm çıkaran kimse, astrolog, falcı manalarına gelmektedir. Yıldızları konu edinen iki uğraşı alanı vardır. Bunlar Astronomi ve Astroloji’dir. Astronomi gök cisimlerini belli esaslar dâhilinde uzay araçlarıyla inceleyen bir ilim dalı olduğu halde; Astroloji, yeryüzündeki bütün olayların gök cisimlerinin etkisi sonucu olduğu kuralına dayanan bir uğraştır. (Ali Kuşçu, Kültür Bakanlığı Yay.51)

Astronomi takvim yapmak, vakit ve yön tayini, hava tahmini gibi insanların yararına işlerde kullandığından faydalı bir ilimdir.

Astroloji ise yıldızların hareketinden hüküm çıkararak gaibden haber vermek (kâhinlik) olduğu için zararlı ve yasak olan bilgilerdendir.

Yıldızların hareketlerinden hüküm çıkarmaya eskiden “ilmü ahkâmin-nücûm” veya “ilmül ahkâm”, bu işle uğraşana da “ahkâmî” veya “müneccim” denilirdi.

Astrolojinin tarihi çok eskidir. Sümerler, aya, yıldızlara ve güneşe taparlardı. Onlar taptıkları bu harikulâde varlıkların olaylar üzerinde etkilerine inanarak tahminlerde bulunmuşlardır. Mezopotamya geleneğinde gök cisimlerinin tanrı olarak kabul edilmesi ile bu inanç arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Buna göre insanlar hangi burcun altında doğarlarsa o burcun tanrısının etkisi ve himayesinde olurlardı. Yörüngenin burçlara bölünmesine ait ilk net bilgilerse orta çağlara ait “Sefer Yesirah” adlı kitapta ortaya çıkmıştır. Buna göre ibrani literatüründeki on iki burcun adı şöyledir. Taleh (koç), Shor (Boğa), Teomim (ikizler), Sartaz ((yengeç), Aryeh (aslan), Betullah (başak), Moznayim (terazi), Akrav (akrep), Keshet (yağ), Gedi (oğlak), Deli (kova), Dagım (balık). Bu burçların tekabül ettiği zaman dilimleri bugün kabul edilen sıranın aynıdır. (Ejd.XVI.1191)

Telmud’da burçlara ait açık ve seçik bir bilgi bulunmamakla birlikte yahudi bilginleri insanın belli bir burç altında doğduğuna ve herkesin bir semavi bedeninin (mazzal) bulunduğuna inanırlardı. Herkesin kendisini etkileyen bir yıldızı vardı, aynı burç altında doğanlar manevî açıdan akraba sayılırdı.

Hz. İbrahim’in Peygamber olarak gönderildiği bölgede yaşayan Keldanlılar da yıldızlara taparlardı. Onlara sabîî denir. Onların yıldızlara bakıp kâhinlik yaptıklarına Ku’an işaret etmektedir.

Bir bayram günü, kavmi İbrahim’e kendileriyle beraber bayram yerine gelmesini söylediler.”Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı. Ben hastayım dedi. Ona arkalarını dönüp gittiler.” (es-Saffat 88-89). Keldanlılar yıldızlara inandığı için, Hz. İbrahim onların anlayacağı şekilde yıldızlara bakarak hasta olduğunu söyledi. Onların gayri meşru törenlerine katılmamak için bunu bir mazeret olarak ileri sürdü.

Grek dünyasında burçlara ilk defa temas eden Homeros’tur. Milattan önce IV. Yüzyılda yaşayan Grek matematikçisi Eudoxus kırk dört burç adı sayar. Bugün kullanıldığı şekliyle on iki burç adı ise Latin Literatüründe ortaya çıkmıştır. Greko-Romen astrolojisine göre on iki burç on iki“hane” oluşturmakta ve her hane insanın belli bir yönünü etkilemektedir. Buna göre Koç burcu beden ve kişiliği, Boğa zenginliği, İkizler bilgi ve ifade gücünü, Yengeç sadakati, dehayı ve merak güdüsünü, Aslan soy, zevk ve hayalciliği, Başak sağlığı ve görev bilincini, Terazi evlilik ve ortaklık duygusunu, Akrep yeniden doğum ve ölümü, Yay ideolojiyi ve başka ülkelere merakı, Oğlak meslek ve statüyü, Kova umut ve dostluğu, Balık sınırlama ve kuşatma güdüsünü etkiliyordu.

Hinduizim’de Nakşatra denilen yirmi sekiz burç vardı. Budizm’de Hinduizm’in etkisi altında gelişen yirmi sekiz burç mevcuttur. Budist telakkiye göre tanrı niteliği taşıyan burçlar insan üzerine doğrudan etkilidir. Sâsânî dönemine ait İran metinlerinde on iki, Çin geleneğinde de sui adını alan yirmi sekiz burç vardır.

İslam öncesi telakkilerde burçların insan üzerindeki etkileri, bu telakkinin dinle olan yakın temasından ileri gelmektedir. Buna göre ilah olan gök cisimleri insan eylemlerini yönetmektedir. İlahlarla dolayısıyla gök cisimleriyle ilişki kurma çabasından da özel kehanet formülleri geliştirilmiştir. Böylece burçlarla kehanet –fal arasında çok yakın bir ilişkinin bulunduğuna inanılmaktadır.

Ptolemaios (Batlamyus) sistemi esas alınarak düzenlenmiş klasik Astrolojiye göre müneccimler semayı on iki burca ayırmışlardır. Burçlara bilinen adların yaklaşık 2600 yıl önce verildiği hesaplanmaktadır. (Larousse Encylopedia of Astronomy s.48)

İlk zamanlar bilinen yedi gezegen olan Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ü uğurlu, uğursuz diye sınıflandırmışlar; birbirlerine olan uzaklıkları ve burçlardaki seyrine göre bir takım hükümler çıkarmışlardır. Ptolemaios’tan etkilenen İbrahim Hakkı, gerçek müessir (etki eden)’in Allah olduğunu kabul etmekle beraber yıldızların da âlemde mutasarrıf olduğu görüşünü benimsemiştir; bu görüşü kendisinden yaklaşık dört asır önce yaşayan İbn Haldun (Ö.1406) tenkit etmiş ve “filozofların bu usul ile ispatları da zandan ibarettir, yakîn (doğru bilgi) ifade etmez” demiştir.(Mukaddime. çev.Z.K.Ugon,III-115)

İbrahim Hakkı Marifetname adlı eserinin 115. sayfasında uğurlu ve uğursuz olmalarına göre gezegenlerin durumunu (maalesef)zorlamalarla şöyle izaha çalışır;

Satürn: En uğursuz (nahs-ı ekber)

Jüpiter: En uğurlu (Sa’di ekber)

Mars: Uğursuz (nahs-ı asgar)

Güneş: En parlak (neyyir-i a’zam)

Venüs: Uğurlu (Sad-i asğar)

Merkür: Karışık (Mümtezic)

Ay: Parlak (neyyir-i asgar)

Allah’ın emrine boyun eğerek, görevlerini yerine getiren, O’nu tesbih eden (el-isra 17/44) varlıklara uğurluluk veya uğursuzluk isnad etmek İslama aykırıdır. Bir iş yapma yahut tesir gücüne sahip olmayan varlıklara güç ve tesir isnad etmek inançla bağdaşmaz.

Şer-î bazı delillerle yıldızlardan hüküm çıkarmanın batıl olduğunun açıklayan İbn Haldun şöyle diyor. Bu bilgi halkın iman ve inancını bozduğu için sosyal bir hayat yaşayan insan toplulukları için de zararlıdır. Astrolojiye dayanılarak verilen hükümler bir gün tesadüfen doğru çıksa bile bu hükümler bir inceleme ve araştırma sonucu verilen hükümler değildir. Kandırıldıklarından dolayı bu bilginin düşkünü olan bilgisiz kimseler ise, bazı olaylar da bir tesadüf eseri olarak hükümlerinin doğru çıkmasından diğer hükümlerinin de doğru olacağı zannına kapılırlar. Hâlbuki bu doğru değildir. Çünkü bu, varlıkların vücut ve sebebini yaratandan başkasına isnad etmek demektir. Bundan başka, düşmanlarına saldırmak üzere devletler uğurlu saat bekleyerek fırsatı kaçırdıkları sıralarda, fırsat bekleyen düşmanlarının onların üzerine saldırdıkları ve onlara galip geldikleri olmuştur. Biz bu hallerden birçoğunu gözümüzle gördük. Bu bilgiye inanarak onun hükümlerine göre iş görmek, din ve devlet için zararlı olduğundan sosyal hayat yaşayan bütün insan topluluklarından bu bilgi yasak edilmelidir. (Muhaddime, III–119)

Müneccimlik, Osmanlıların son zamanına kadar sarayda bir memurluk olarak devam etmiştir. Reîsül-Etibba (Hekimbaşı) nın teklifiyle padişah tarafından atanan müneccim başının bir takım hükümler çıkararak gelecekten haber vermesinin İslam öncesi batıl inançlardan intikal etmiş hurafeler olduğu anlaşılmaktadır.

İslama göre geleceği Allah’tan başka kimse bilemez (el-Enam 6/59). Gelecekten haber vermek (Kâhinlik) ve falcılık haramdır. Burçların veya halk tabiriyle yıldızların insan üzerindeki etkisine inanmak İslamın İlahî iradeye atffettiği mutlak hâkimiyet prensibiyle çatışmaktadır. Konunun İslam inancı bakımından önemli görünen diğer bir yönü de geçmiş devir ve kavimlerde görüldüğü üzere burç ve yıldızlar gibi semavi cisimlere müstakil bir kudret nisbet eden ve onlara tapmaya varan inanışların tevhid akidesiyle bağdaşmayışıdır. Müneccimlik (falcılık) yasak olduğu halde tarih boyunca insanın gaybı bilme ve başına geleceği öğrenme merakını istismar ederek bunu kendilerine kazanç yolu yapanlar bir kısım insanların cehaletinden istifade ederek servetine servet katarak haramla beslenenler eksik olmamıştır. Bu konuda “Yıldızname” adıyla kitaplar yazılmıştır. Günümüzde de Astroloji, ülkemizde, Batıda özellikle Amerika da yaygın olarak kullanılmaktadır. Tarih boyunca İslam âlimleri gereken hassasiyeti göstererek Müslümanları konunun akideye yönelen tehlikelerden korumak için sert uyarılarda bulunmuşlardır.[1]

Hasan KARAGÜZEL
---------------------------------
[1] DİA, ve a.g.eserler Burç mad.
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz