GAYB

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

GAYB

Mesaj  Hasan Bir Perş. Kas. 27, 2008 3:53 pm

GAYB


(Akıl ve duyular yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen varlık alanı)



Arapça da gayb,“gizli kalmak, gizlenmek, görünmemek, uzaklaşmak, hazırda olmayan, bulunmayan şey” demektir.

İnsan, yaratılışının gereği olarak bilinmeyen ve görünmeyene, esrarengiz olana karşı daima ilgi duymuş onun bu ilgisi kendisini devamlı şekilde görünenin ötesiyle ilgilenmeye sevketmiştir.

İnsanlık tarihi boyunca farklı din, medeniyet ve felsefî kanaatlere sahip bulunan milletlerin büyük çoğunluğunun gayb telakkileri birbirlerinden farklı olmakla birlikte gayb’a iman konusunda genellikle olumlu bir tavır ortaya konmuştur. Mısırlılar insanların öldükten sonra ruh ve beden olarak tekrar diriltileceklerine inanıyor, bu sebeple de ölülerini mumyalıyorlardı. (M.Seyyid Kilanî II.8-9) Sümerlerin inancına göre güneş ay, su ve yer tanrılarından her birinin arkasında bazı ruhi güçler vardı. Bu güçler her Sümerliye koruyucu bir melek ve ona musallat olan kötü ruhlar görevlendirirdi. Tanrının yardımını elde etmek için dua edenler ölülerin tekrar dirileceğine inandıklarından onların dünyada kullandıkları aletleri ve sevdikleri yiyecekleri de birlikte gömerlerdi. (Bessam Selâme, S. 49-50). Babilliler ise tanrı inancı yanında cin ve melek gibi görünmeyen bazı varlıkların mevcudiyetini kabul ediyordu.

İslamdan önce Arapların dinî hayatında da gayb âleminin önemli bir yeri olduğunu belirtmek gerekir. Araplar içinde yaratıcıyı ve ahireti inkâr ederek hayatın sadece bu dünyadan ibaret olduğunu söyleyenler yanında, Allah ve ahiret inancına sahip bulunanlar ve gönderilecek bir peygamberin beklentisi içinde olanlarda görülüyordu, bunlara Hanîf deniyordu. (Şehristanî II.232-235-241). Cahiliye Araplarında gözle görülemeyen varlıklara genel olarak “alemi-i ervah” denilmekte, bunlarda kötü ve iyi tabiatlı olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Kötü tabiatlı olanlara şeytan ve bazı cin türleri, iyi tabiatlı olanlara da melek ve habis olmayan cinler dâhil edilmekteydi. (Cevat Ali VI.409-410,705-754)

Araplar, ruhanî varlıkların görünmediğine inandıkları için putları, onların yeryüzündeki sembolleri sayıyor bu amaçla onlara kurban kesiyor, tapıyor, şefaatlerini umuyor, yeryüzünün idaresinde tanrının ortakları sayıyorlardı. Ruhlar âlemine hükmetme onların hayatında önemli bir yere sahipti, kâhin, falcı, müneccim gibi kişilerin gökleri dinleyen cinlerden haber aldıklarına inanıyorlardı. Bu tür cinlere “reî”veya “tabî”,görünmeyen kaynaklardan gelen seslere de “hatîf”deniyordu.

İnsanın gayb karşısındaki durumunu en sağlam şekilde tespit eden kaynak Kur’anı Kerimdir. Gayb kelimesi Kur’anda 60 yerde geçer. Bunlardan biri“gıybet etmek” manasından türemiş fiil, biri gaibe, üçü gaibîn şeklinde sıfat, ikisi gayabe (bir şeyin dibi) şeklinde isimdir. Dört yerde de cemi olarak guyûb tarzında yer alır.

Kur’an da zaman açısından geçmiş, hal ve gelecek olmak üzere üç kategoriye ayrılabilen birçok gaybî habere yer verilmektedir. Bunlardan uzak mâziye ait olan ve bizzat Kur’an tarafından “gayb haberi” olarak nitelendirilenlere Hz. Âdem, Nuh, Yusuf ve Meryem’e dair bilgilerle Ashab’ı Kehf, Zülkarneyn ve Hızır kıssaları örnek gösterile bilir. (A.İmran 3/44,Hud 11/49, Yusuf 12/102, el-Kehf 18/13-26,83-98) Mekkenin fethi hazırlıklarının müşriklere bildirmek istendiğini haber veren (el-Mümtehine 60/1.) Benî Müstakil Kabilesinin zekâtının toplanmasını konu edinen ve ayrıca “ifk” hadisesinin iç yüzünü açıklayan ayetler (el-Hücürat 49/6, en-Nur 24/11-12) Kur’an o dönemde bildirdiği halihazırla alakalı gaybî haberler arasındadır. Bizanslıların Mecusî İranlılar karşısında yakın bir gelecekte galibiyet elde edeceğini bildiren (er-Rum 30/4-5) Mekkenin fethini (el-Fetih 48/11-15-16-27) ve İslamın parlak istikbalini müjdeleyen (en-Nur 24/55) ayetlerde Kur’anın geleceğe dair gaib haberlerindendir.

Gayb ile ilgili ayet ve hadislerin bazılarında gaybı sadece Allah’ın bildiği ifade edilmekte (el-Enam 6/59, Yunus10/20, Hud 11/123…Buhari “İstiska”29, Tevhid 4, Müslim”İman”77), bir kısmında ise Allahın dilediği kullarını gayb hakkında bilgilendirdiği (Ali İmran 3/179,el-cin 72/26-27) bu bağlamda Hz.İbrahim’e yer ve göklerin melekûtunun gösterildiği (el-Enam 6/75), Hz. Yusuf’a rüya tabir etme ilminin ve kavminin yiyeceği yemekleri önceden bilme yeteneğinin verildiği (Yusuf 12/21,37),Hz.İsa’nın İsrailoğullarının evlerinde ne yiyip neleri biriktirdiklerine vakıf olup bunları kendilerine haber verdiği (Ali-imran 3/49) belirtilmektedir.

Hz. Peygamber’in gayb’ı bilmesi hususunda ashabdan farklı görüşler rivayet edilmiştir.Huzeyfe b.Yeman, Ebu Zer el Gifarî ve Selman-ı Farisî gibi sahabîler bazı hadislere dayanarak Resul-i Ekrem’in kıyamete kadar zuhur edecek her şeyi bildiğini, ona gayb dan hiçbir şeyin gizli kalmadığını söylemişlerdir. Başta Hz.Aişe olmak üzere diğer bazı sahabîlere göre ise Hz. Peygamber gelecek hakkında bilgi sahibi değildi, onun gaybı bildiği iddiası gerçek dışıdır. (Müslim “İman” 287, Tirmizi “Tefsir”7), Fahreddin er-Râzî,Ali b. Muhammed el-Hazin, Beyzâvî, İbn Kemal, Şevkanî ve İsmail Hakkı Bursevî gibi müfessirler ise Allah’ın peygamberler dışında bazı seçkin kullarını da gaybî bilgiye muttali kılabileceğini, bunun Kur’an ifadeleriyle çelişmediğini öne sürmektedirler. Bu âlimler gaybî bilgi elde etmek için vahiy dışında ilham, keşf, rüya gibi yolların bulunduğunu söylemektedirler. İbn Haldûn da Peygamberlerin yanı sıra riyazet ve keramet ehli olanların gaybî bilgiye muttali olabileceğini kaydetmektedir. (Mukaddime I. 408)

Nasların bu ayrımı karşısında bilgi nazariyesi açısından gayb sadece Allahın bildiği ve onun bildirdikleri tarafından bilinebilen şeklinde iki kısma ayrılabilir. İslamî literatürde gaybın birinci kısımına “mutlak gayb” ikincisine “izafî gayb” denilmektedir. Kur’anı Kerim, birşeyin Allah katındaki veya ahiretteki durumu gibi mutlak gaybın bilinmesini sadece Allah’a tahsis eder.(el-Maide 5/109,116, el-Enam 6/73, et-Tevbe 9/94,105, er-Rad 13/9, Sebe 34/48) Yine Kur’an, yalnız Allah’a ait olan bu niteliğin diğer yaratıklardan birine tahsis edilmesini tevhîd’e aykırı bulmakta, gayb kapılarını zorlama denemeleri olan fal, kehanet v.b. yollara başvurmayı yasaklamaktadır. Peygamber Efendimiz de gayb dan haber veren kimseye inanan kimsenin kırk gün namazının kabul olamayacağını, vahyi ve kitabı inkar etmiş olacağını bildirerek (Müslim “Selam”,125, İbn Mace “Tahare”, 120) ağır bir tehdit ve uyarıda bulunmuştur.

Kur’an da müminlerin özellikleri anlatılırken “gayba inanırlar[1] (el-Bakare 2/3) görmedikleri halde Rablerine gönülden saygı gösterenler (el-Enbiya 21/49, Kaf 50/33, el-Mülk 67/12) şeklinde nitelemeler yapılmaktadır. Kur’an da insanla sürekli ilişki halinde olduğu belirtilen ikinci gaybî varlık meleklerdir. Melekler her an insanların yanı başında onların yaptıklarını kaydetmekte (Kaf 50/17,18), onları tehlikelerden korumakta (el-Enam 6/61), günü gelince ruhlarını gabzetmektedir (en-Nahl 16/32, Muhammed 47/27). Bu anlamda üçüncü gayb varlık ise şeytandır. Şeytan insana vesvese vererek (el-Araf 7/200, Fussilet 41/36), düşmanlık yaparak (el-Maide 5/91, yasin36/60), kötü şeyleri güzel göstererek (el- Enam 6/43,137), meleklerin aksine kişiyi olumsuz yönde etkilemeye çalışmaktadır. Kur’anı Kerim diğer bir gaybî varlık olan cinlerin varlığını hem de insanlarla temasını melek ve şeytan kadar sık olmasa da vurgulamaktadır. (en-Neml 27/17,39, Sebe 34/12,14, el-Cin 72/61) [2]




[1] Bu ayetin bir başka manası “içten, gönülden inanırlar” şeklindedir. H. K.


[2] DİA. ‘gayb’ md.
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz