HARAMA BAKMAK VE AVRET-ı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

HARAMA BAKMAK VE AVRET-ı

Mesaj  Hasan Bir Perş. Kas. 27, 2008 2:12 pm

Harama Bakmak ve Avret



“İnanan erkeklere söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar. Bu (hareket) onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların her yaptıklarından haberdardır.30-İnanan kadınlara da söyle: Bakışlarından bazılarını yumsunlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler; ancak görünen kısımları hariç. Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, babalarına, kocalarının babalarına, oğullarına, kocalarının oğullarına, kardeşlerine, kardeşlerinin oğullarına, kadınlarına, ellerinin altında bulunan (köle vecariye) lerine, kadına ihtiyacı bulunmayan (iktidarsız, şehvetsiz) erkeklerden tabî’lerine (yani hizmetçilere, yardıma muhtaç ihtiyarlara, bunaklara), henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını (yere) vurmasınlar. Ey müminler! Hep birlikte Allaha’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur: 24/ 30–31)

“Bu ayetlerde inanan erkek ve kadınlara bakışlarından “ğadd” etmeleri emredilmektedir. “Ğadd” bakışı ve sesi kısmak herhangi bir şeyi azaltmak anlamına gelir. “Yürüyüşünde tutumlu ol, sesini de kıs…” (Lokman 31/19) ayeti de kelimenin anlamını açıklıyor.

Şehvet düşüncesinin ilk etkeni gözdür. Göz görünce şehvet düşüncesi uyanır, kabarır, sonu zinaya kadar varabilir. Göz, haramdan korunacak ki kalp de korunmuş olsun. Şehvet dürtüsü olmayınca da namus korunur. Ayette bir incelik var oda: “Bakışlarını yumsunlar” değil, “Bakışlarından, bir kısmını yumsunlar” denmiş olmasıdır. Ayet bakışları değil, kötü niyetli bakışları yasaklamıştır. İçte şehvet kıpırdayınca ondan sonra bakış haram olur. Peygamberin hadisinde ilk bakış değil, sürekli döne döne bakmak haramdır: “Ey Ali, bir biri ardınca bakma. Birinci bakışının zararı yoktur ama ondan sonraki bakış senin aleyhinedir, sana zararlıdır.”[1]Burada men edilen şehvet hissiyle bakmaktır.

31. ayette ise kadınların nasıl örtünecekleri, görünmesi yasak olan yerler ve buraların kimlere gösterilip gösterilmeyeceğinden bahsedilmektedir.

“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına, inananların kadınlarına söyle: (bir ihtiyaç içindışarı çıktıkları zaman ) örtülerini üstlerine salsınlar; onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Ahzab, 33 /59)

İkrime’nin tanımından, ayette geçen “cilbab” kelimesinin, boyundan aşağı salınıp dış giysiyi kapatan örtü (abaye) olduğu anlaşılıyor. “Himar” saçları ve boynu kapatan örtü, “Cilbab” ise dış giysiyi örten manto gibi giysilerdir. Peygamber hanımlarına ve öteki inanan kadınlara tanınmaları ve eziyetten korunmaları için “cilbablarını” giymelerini emreden bu ayet de Araplarda cilbab giymenin gelenek olduğunu gösterir. Bu ayetin şu münasebetle indiği rivayet edilir:

Medine evleri dar ve tuvaletsiz idi. Kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için geceleri evlerinden çıkar, biraz uzaklaşınca ihtiyaçlarını giderir ve dönerlerdi. Bu durumu fırsat bilen bazı münafıklar ve bir takım ahlaksız kimseler geceleri tuvalet için dışarı çıkan kadınları izlerler, uygun yerlerde durur, elle ve sözle tâcizde bulunurlar, yakalandıkları zaman da “ Biz onları cariye sandık” derlerdi. Onların asıl amaçları cariyelerdi. Kadının üzerinde çarşaf olursa onun hür olduğunu anlar, peşinden gitmezlerdi. Ama çarşaf olmazsa onu cariye sanıp ardına düşer ve ona sataşırlardı.[2]Bu mazereti ortadan kaldırmak üzere hür kadınların, dışarı çıkarken, cilbab ismi verilen dış giysilerine bürünmeleri emredildi.Bu durum Allah’ın Elçisine anlatılınca Ahzab 59.ayet indi.[3]

Bu rivayet Arap toplumunda hür kadınların çarşaf giydiklerini, bunun eski bir gelenek olduğunu kanıtlar.

Ayeti Kerimede geçen “üstlerine cilbablarını (dış örtülerini) almalarını söyle” cümlesiyle de,53. ayetteki “Onlardan perde arkasından isteyin” cümlesiyle de peçenin kastedilmediği açıktır. Çünkü oradaki “hicab” ile peçe kastedilmiş olsaydı, burada tekrar kadınların üstlerine cilbab almaları emredilmezdi.

Yine bu ayet, (hicab ayeti) indikten sonra da gerek Peygamber hanımlarının, gerek diğer kadınların, gerektiğinde sokağa çıkmakta olduklarını gösterir. Cilbâb, Türkçede çarşaf dediğimiz giysidir ki şimdi Araplar buna abaye derler. Abaye, baştan aşağı salınan, iç giysiyi önden ve arkadan kapatan bir örtüdür. Peçe veya tek gözün açık olarak dışarı çıkma gibi örtünmeler sanıyoruz ki zamanla örtünme konusunda daha titiz bir anlayışın egemen olmasıyla ortaya atılmıştır.”[4]

“ Hz. Ömer hür kadınları cariyelerden ayırarak asayışı korumak maksadıyla cariyelerin cilbab kullanmalarını yasaklamıştı, daha sonraki dönemlerde bu yasak kalktı.

Râgıb el-İsfahanî’nin “el-müfredat”ın da cilbab, “ baş örtüsü ve entari” olarak açıklanmıştır.Başka kaynaklarda “himar” denilen baş örtüsünden büyük, vücudun üst kısmına giyilen “rida” dan küçük dış örtü olarak tanımlanmıştır.Kelimeye çarşaf manası verenlerde vardır. Bu mananın sözlükte dayanağı bulunmakla beraber cilbab kelimesine yalnızca çarşaf demenin ilmi dayanağı yoktur.

Ahzap süresinden sonra inen[5] Nur süresindeki örtünme devamlı ve iffeti korumaya yönelik bir farzdır. Burada emredilen cilbab giyme ise asayışı korumayı ve tacizi önlemeyi hedefleyen bir geçici tedbirdir. Toplum içinde cariye kalmayınca veya hür-cariye farkını ortaya koyacak başka bir işaret bulunduğunda yahut da tacizi engelleyecek farklı tedbirler alma imkânı hâsıl olunca dışarı çıkarken, usulüne göre tesettür (kapanması gereken yerlerin örtülmesi) yapıldıktan sonra ayrıca bir de, hür kadın alâmeti olarak cilbab v.b. elbiseler giymek gerekir olmaktan çıkmıştır. Genellikle tefsircilerin “evlerde oturma, zaruret bulunmadıkça dışarı çıkmama” emri peygamber hanımlarına mahsus olduğu halde diğer hanımları da bu hüküm çerçevesine almalarını ve dışarı çıkarken-tesettüre ek olarak-bir dış giysiye bürünmeyi devamlı bir farz haline getirmelerini haklı bir dinî ve ahlakî gerekçeden çok, içinde yaşadıkları çağın ve toplumun adet ve değerlerine, bir de erkeklerin aşırı kıskançlığına bağlamak gerekmektedir”.[6]

“ Rağıb “cilbabı” gömlek ve örtü olarak tanımlamıştır[7] ki kanaatimize göre bu tanım daha gerçekçidir. İkrimenin tarifine göre cilbab boğazın çukurunu kapatıp aşağıya salınan şeydir.[8] Bundan cilbabın ( çarşafın), boyundan aşağı salınan ve dış giysiyi kapatan bir örtü olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra inmiş olan Nur süresinde ise başörtüsü ile saçların ve gerdanın kapatılması hükmü getirilmiştir…


[1] Ebu Davud Nikah 43, Tirmizi Edeb 28, İbn Hanbel Müsned 5/351-357


[2] İbn Kesir Tefsir 3/519, Hazin.


[3] İbn Kesir Tef.3/519


[4] S. Ateş “Helalar ve Haramlar”250-255


[5] İniş sırasına göre Ahzab süresi 90. Nur süresi ise 102.suredir.


[6] Diyanet “Kur’an Yolu”Tefs.Ahzab suresi c.IV.s.360-361


[7] Müfredat


[8] Camiul beyan 22/46
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz