MUT'A NİKAHININ İSLAMDAKİ YERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

MUT'A NİKAHININ İSLAMDAKİ YERİ

Mesaj  Hasan Bir Perş. Kas. 27, 2008 12:26 pm

Mut’a Nikâhı



Yararlanma, faydalanma manalarında ve aynı kökten meta, çoğulu “emtia” dır. Bunun içindir ki Umre ile haccı birleştirmeye “temettû” denmiştir.

Mut’anın bir fıkıh terimi olarak iki anlamı vardır.

a-Boşanan kadına iddet süresince yararlanması için verilen şey,

Mehir miktarı belirlenmeksizin yapılan nikâh akdinden sonra henüz cinsel birleşme olmadan boşanma veya fesih yoluyla evlilik sona ererse kadına mut’a denilen elbise ve başörtüsü gibi bazı şeyler verilir. Bunlar mehir yerine geçen bir çeşit “teselli hediyesi” dir. (Bakara 2/236, 241, el-Ahzab, 33/49)

b-Mut’a evliliği. Bu anlamda mut’a, evlenme engeli bulunmayan bir kadınla belli bir süre içinde ve belli bir mal karşılığında icab ve kabul de bulunmaktır. En azından İslamın ilk yıllarında uygulanmış bazı ictihadlara dayanılarak bazı mezheplere göre hâlen geçerli olan nikâhın, yani belli bir süre ile sınırlı evlenmenin adına “Mut’a Nikâhı” denir.

Kur’anı Kerimde Mut’a nikâhının esaslarını belirleyen açık bir âyet yoktur. Konu ile bağlantı kurulabilen şu âyettir: “Evli kadınlarla evlenmenizde haram kılındı. Sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allahın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz size helal kılındı. Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda buna karşılık kararlaştırılmış olan ücretlerini (mehirlerini) verin. Mehir takdir edildikten sonra birbirinizi razı etmenizde (karşılıklı anlaşmanızda) size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/24 )

Ayetteki “ücret” mehir olarak değerlendirilmiştir.Mehirden söz eden Nisa, 4/ 4,21, Bakara 2/229 âyetleri ile bu âyet arasında benzerlik vardır. Kelimenin kökünde bulunan “Faydalanma” manası, hem de “istimta” kelimesinin ilk dönemdeki terim (örfte yerleşmiş) manası bir kısım tefsircileri, bu âyetin mut’a nikahı ile ilgili olduğu sonucuna götürmüştür.

İmamı Şafiî ve âlimlerden bir grup, mut’anın önce mubah kılındığını, sonra neshedildiğini (yasaklandığını), sonra yine mubah kılınıp neshedildiğini, yani bunun iki defa tekrar edildiğini söylemiştir. Diğer bazı bilginler ikiden fazla, bazı bilginler ise bir defa mubah kılınıp arkasından neshedildiğini ve bundan sonrada artık mubah kılınmadığını belirtmişlerdir. ( İbn Kesir “Tefsirul Kur’an-il Azîm” ist.1985 II.225 )
Mut’anın Yasaklandığını Bildiren Sünnet Delili:



Mut’anın tam olarak hangi tarihte yasaklandığı belli değildir. Buharî’deki rivayette onun Hayber günü yasaklandığı (Buharî, Nikâh 7/16). Müslimdeki rivayette Mekkenin fethinde nehyedildiği (Müslim, Nihâh 22), Müslimin başka bir rivayetinde Huneyn savaşının bir kolu olan Evtas savaşı sırasında yasaklandığı (Müslim, Nikâh 3.H.18), İbn Mace ve Ebu Davud’un sünenlerindeki hadislerde ise Veda haccı sırasında nehyedildiği bildirilmektedir. (İbn Mace, Nikâh 44, Ebu Davd Nikâh 14, H.No 2072)

Hz. Ali’den (r.a.), “Nebi a.s. Hayber günü mut’a nikâhını ve evcil eşeklerin etini yasaklamıştır”. (Buhari, Nikâh31, Müslim. Nikâh 29–32)

Mut’anın ne zaman yasaklandığını bildiren hadisler arasındaki bu çelişkiler hadisçiler tarafından giderilerek mut’anın birkaç kez yasaklanıp serbest bırakıldığı belirlenmiştir.

Hz. Ömer’in halifeliği sırasında, mut’anın hükmü üzerinde bazı tereddütler olunca, Hz. Ömer mut’anın haram olduğunu ilan etmiş ve hiçbir sahabi ona karşı çıkmamıştır. O, halife seçildiği gün yaptığı konuşmada şöyle demiştir; “Resülüllah bize üç defa mut’a yapmaya izin verdi, sonra bunu haram kıldı...” (İbn Mace Nikâh 44, H.No: 1963)

Mut’anın neshedilmediğini öne sürenler bu görüşlerini İbn Abbas’a dayandırırlar, İbn Abbas’ın; Kur‘anda olmadığı halde ‘ilâ ecelin müsemma’ilâvesini yaparak“Onlarla belli bir süreye evlendiğinizde, süre dolunca” mehirlerini verin” (en-Nisa 4/24) ilavesiyle birlikte tevil ederek mut’ayı helâl gördüğü ileri sürülür. Kimileri de İbn Abbas’ın mut’ayı yalnız seferde zaruret halinde mübah gördüğünü söylerler. (el-Cessas, Ahkamül- Kur’an, Kahire III. 95)

İmamı-Şiîlerden başka İbn Abbas, İbn Mes’ûd, Übey b. Kâ’b, Katâde, Mücahid, Süddî, İbn Cübeyr gibi sahabe ve tabiîn müfessir ve müctehidleri Nisa 4/24 ayetinin mut’a nikâhı konusunda olduğunu savunmuşlardır. İhtiyaç bulunduğu için mut’a nikâhının bir müddet mubah kılındığı konusunda ittifat vardır. Müslümanların devamlı evlilik imkânı bulmaları ve geçici nikâha ihtayacın ortadan kalkması sonucu yasaklanmış olduğu konusunda ise ihtilâf vardır. Ehlisünnet çoğunluğu bu nikâhın ebedî olarak yasaklandığını söylemektedirler.

İmamı-Şiîlere göre ihtiyaç ve zarûret şartı bulunmaksızın mut’a nikâhı caizdir.

Ehlisünnet mensubu âlimlerden ve özellikle sahabeden bazılarına göre de mut’a nikâhı caizdir, onu Hz. Peygamber değil ikinci halife yasaklamıştır. İmran b. Husayn bunu söylerken İbn Abbas da “ Ömer mut’a nikâhını yasaklamasaydı çok az kişi zina ederdi” demiştir. İbn Mesûd, Cabir gibi sahabeden de bu nikâhın caiz olduğu rivayet edilmiş, aynı zamanda bu sahabenin görüş değiştirdikleri ve sonunda mut’a nikâhının caiz olmadığına kâni oldukları da rivayet edilmiştir. İbn Aşür, “İbn Abbas ve İmran b. Husayn’in görüş değiştirmediklerini” ifade ettikten sonra mut’a nikâhının hükmüyle ilgili olarak sonucu şöyle özetlemiştir (V.11):

“Farklı haber ve rivayetlerden çıkan sonuca göre Resülüllah mut’a nikâhını iki kere serbest bırakmış ve iki kere de yasaklamıştır. Bundan anlaşılan mezkûr tasarrufun tekrarlanan nesih (hükmü kaldırma) olmadığı, serbest bırakılmasının şiddetli ihtiyaca bağlı kılındığıdır. Raviler ruhsatın gerekçesini anlayamamış ve bunu nesihle karıştırmışlardır. Halkın Hz. Ebu Bekir ve Ömer’in hilafetlerinde mut’a nikâhı yaptıkları ve ikinci halifenin, son zamanlarında bunu yasakladığı sabittir. Sonuç olarak yolculukta ve savaşta kişinin eşinden ayrı düştüğü zamanlarda olduğu gibi “hadislerdeki yasaklama süresini geciktirmeyi gerektiren” zaruretler bulunduğunda bu nikâh caizdir. Normal (süresiz) nikâhta şart koşulan mehir, şahit, veli gibi hususlar bunda da şarttır. Süre bitince evlilik ilişkisi de sona erer, mut’a devam ederken taraflardan biri ölürse arada miras hukuku doğmaz, nikâh süresi sona erince kadın bir hayız görecek kadar bekler (iddet tutar), çocukların nesebi babalarına ait olur…”. (bk.Tabatabai IV.290)

Zina büyük bir günah ve suç kabul edilerek şiddetle yasaklandığından, devamlı evlilik kurma imkânından mahrum bulunan, fakat cinsi tatmin ihtiyacı içinde bunalıma düşen müminler için, böyle bir zarürete dayalı olarak mut’a nikâhına ruhsat verildiği ve bununda istisnai olduğu anlaşılmaktadır. (Diyanet “Kur’an Yolu Tefsiri” Nisa 4/24, I. Baskı 2003 Ankara, Ş.İ.A. “ Muta” md.)

Imam Şevkânî sünni fukaha ile Şii fukaha arasında mut’a konusundaki ihtilafa esas teşkil eden yukarıda zikrettiğimiz iki hadis arasını bulmak (telif etmek) için şöyle bir yorumda bulunmuştur. Öyle anlaşılıyor ki sahabiler peygamberin konuyla ilgili ebedi yasağını duymamış ve mut’a uygulamasına devam etmişlerdir. Bu durumu gören Ömer Yasağı yinelemiş ve uygulamaya kesin olarak son vermiştir.”(eş-Şevkani, Neylü’l-evtar, VI, 147)

Mut'a nikahı cahiliyet devrinden kalan bir nikah şeklidir. Ücret karşılığında belli bir vakit için kadınla evlenmektir. Muta'nın en az müddeti bir cinsel ilişki geçecek zaman parçasıdır. En çok ise 99 senedir.

Dört mezhebe göre böyle bir akit yapmak batıldır. Şia'nın önemli kollarından biri olan Zeydiye de Mut'a nikahının batıl olduğuna inanır ve bu konuda Hanefi âlimleri ile hareket eder. Şîanın sadece Caferî kolunda mut’a nikâhı vardır. Onlar mademki Hz. Ömer yasakladı bizde yapalım derler.

Bir gün İbn Zubeyr ile İbn Abbas arasında mut'a nikâhı hususunda ihtilaf oldu. İbnü Zübeyr. İbn Abbas'a ta'rizen: "Ne oldu, bazı kimselerin gözü kör olduğu gibi basireti de kapandı. Resûlullah'ın mut'a nikâhına cevaz verdiğini söylüyorlar." dedi. Bundan anlaşılıyor ki İbn Abbas neshden yani Muta nikahının haram kılındığından habersizdi, nesh durumunu öğrenince görüşünden döndü. Nitekim Said bin Cübeyr'den şöyle rivayet edilmiştir: "İbn Abbas bir gün bir hutbe okudu, dedi ki: Mut'a nikâhı leş, kan ve domuz eti gibidir" (al-Fıkh ala'l-Mezâhib al-arba'a VI. 90-93 Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II. 122)

Mut`a bir nikâh olarak kabul edilemez. Dilde ve bir fıkıh terimi olarak nikâh ile mut`a birbirinin yerine kullanılamaz. Bu iki terim arasındaki farkları şu şekilde belirlemek mümkündür:
1) Nikâh akdinin bir takım özellikleri vardır ki, onlar olmayınca nikâh olmaz. Meselâ; sürenin geçmesi bu akdi etkilemez. Mut`a da ise, belirlenen süre sona erince, boşama tasarrufuna gerek olmaksızın mut’a kendiliğinden ortadan kalkar.


2) Nikâh akdinde, cinsel birleşme olduktan sonra eşler boşanırlarsa kadının iddet beklemesi gerekir. Kocanın ölümü hâlinde ise cinsel birleşme olsun veya olmasın iddet gerekli olur (bk. el-Bakara, 2/228, 234). Mut`a da ise, erkeğin ölümü iddeti gerektirmez. Belki kadının hamile olup olmadığını belirlemek için bir hayız süresince bekletilir (bk.İbn Kesîr, a.g.e., II, 226; "İstibrâ" madd).
3) Sahih nikâh akdi miras hakkı doğurur
(bk. en-Nisâ, 4/12). Mut`ada ise miras cereyan etmez.
4) Nikâh akdi meydana geldikten sonra, ölüm, boşama veya dinden çıkma gibi bir sebep bulunmadıkça sona ermez. Mut`a nikâhı ise, sürenin dolmasıyla, kendiliğinden ortadan kalkar.


5) Peygamberimiz “Nikâhla zina arasındaki farkın def çalma (ilan) olduğunu söyler. Mut’a nikâhında ise ilân söz konusu değildir.
Nikâhla mut`a arasındaki bu farklar, mut`anın nikâh niteliğinde olmadığını gösterir. Mut`anın, nikâh veya câriye edinme (mülk-i yemin) özelliğinin bulunmadığı sabit olunca da hakkında şu âyetin uygulanması gerekir: "Kim nikâh eşi veya sahip olduğu câriyesinin ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşan mütecavizlerdir"
(el-Mü`minûn, 23/7)


Son olarak derizki,Yüce Allah,evlenilecek olanların sıfatlarını belirlemiştir (bak. Nisa 4/23-25):

1-Namuslu olacaklar.

2-Zinaya teşebbüs etmeyecekler.

3-Gizli dost edinmeyecekler.

Mut’a suretiyle nikahlanacak olanlarda bu vasıfların olup olmadığı bilinemez.

Hayber fethinde Peygamber’in ehil eşek ile mut’a nikâhını yasakladığı söyleniyor,bir kere:

a- Peygamber bir şeyi haram kılmaz, kılamaz. Haram kılmak Allah’a aittir.

b- Bunca âyete rağmen nasıl olurda önceleri serbest olur, sonunda Peygamber onu yasaklar?

Bundan şunu anlıyoruz ki islâmın ilk dönemlerinde mut’anın bir müddet uygulandığına dair rivayetlerde müşkilât ve şüpheler mevcuttur.
avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz