HAL DEĞİŞİRSE FETVA'DA DEĞİŞİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

HAL DEĞİŞİRSE FETVA'DA DEĞİŞİR

Mesaj  Hasan Bir Perş. Kas. 27, 2008 12:12 am




HAL DEĞİŞİRSE FETVA'DA DEĞİŞİR

Halin değişmesi hepimizin yaşadığı bir gerçektir. Darlık hali genişlik halinden başka olduğu gibi sıhhat hali hastalık halinden, sefer hali ikamet halinden, savaş hali barış halinden, korku hali emniyet halinden, güçlü olma hali zayıf olma halinden, ihtiyarlık hali, gençlik halinden, ümmilik hali bilgili olma halinden başka ve değişiktir.
Başarılı bir müftü tüm bu hal ve durumları göz önünde bulundurur, birini diğerinden ayırır bu haller için tek hüküm ve fetva vermez, tek hükümde donup kalmaz. Tüm bu hallere aynı gözlükle bakmaz.
Allah Resulünü görüyoruz ki Mekke’de kendilerini savunmak için silah kullanmaktan men etmiştir. Dövülüyorlar, sövülüyorlar, işkence görüp yaralanıyorlardı. Yüce Resul onlara hep sabrı tavsiye ediyor, el kaldırıp karşılık vermelerini istemiyordu. Tâki Medine’ye hicret ettiler, yerleşecekleri bir yurtları ve devletleri oldu. İşte o zaman yüce Rab onlara savaş izni verdi. Mevla onlara zafer vermeye her zaman kadirdi.
Allah Resulü arkadaşlarının ve ashabının halini hep göz önünde bulundurmuştur. Güçlüler için tanımadığı hafifleştirmeyi zayıflar için tanıyıp öngörmüştür. Bedevî için tanıdığı kolaylığı şehirli için tanımamıştır. Arabî mescide idrar yaptığında sahabe onu tartaklamak istediğinde onlara “işemesine müdahale edip kesmeyin, işediği yere bir kova su dökün, siz zorlaştırmak için değil kolaylaştırmak için gönderildiniz” demiştir.
Fetva veren bazen sorana sorduğu meselede katı ve tavizsiz fetva verir; aynı meseleyi soran başka birine aynı mevzuda daha kolaylaştırılmış şekilde fetva ve cevap verir. Birine zorlaştırırken diğerine kolaylaştırır çünkü soranlarda gördüğü hal ve duruma göre fetvasını değiştirir. Nitekim Ahmet’ten nakledilir efendimize oruçlu iken hanımını öpmeyi sordular sorana ruhsat verip müsaade etti ama başka bir sorana oruçlu iken öpmekten sakındırdı. Araştırıldığında görüldü ki bunlardan biri ihtiyar ve yaşlı bir adamdı ona ruhsat vermişti; diğeri ise delikanlı genç birisiydi onu öpmekten sakındırdı.
Yüce Resulün aynı soruya verdiği cevapları bir şahıstan diğerine değişirdi. Çünkü o, soranın halini ve durumunu gözetir ona göre cevap verirdi. Herkese haline ve durumuna uygun cevaplar verirdi.
Efendimizin arkadaşlarından fakih olanlarda böyle idi. Bir adam İbni Abbas’a gelerek: “Ey resulün amcasının oğlu adam öldürenin tevbesi kabul edilir mi” diye sordu. İbni Abbas ona dikkatlice baktıktan sonra “hayır adam öldürenin tevbesi kabul edilmez” dedi. Adam gittikten sonra orada bulunan arkadaşları dediler ki biz daha önce senden bu fetvanın tam tersini söylediğini duymuştuk. İbni Abbas buyurdular ki: “Ben adamın yüzüne baktım ve onu çok öfkeli gördüm ve birini öldürmek istediğini anladım”. İşte bu hal ibni Abbas’a katilin tevbesinin makbul olmayacağı fetvasını verdirmişti.
Birisi ona adam öldürmüş olarak geldiğinde veya başka bir günahı işledikten sonra geldiğinde ona derdi ki: “ Tevbe kapısı hep açık Yüce Rab tüm günahları affeder. “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer 53). Ancak gelen adam başkasına bir kin taşıyarak ve onu öldürmeye niyetlenmiş olarak geldiğinde yukarıdaki fetva ile ona cevap verirdi. İbni Abbas ona böylece kötülük yolunu kapatmış oluyordu. Bunun için âlimler derkler ki iş yaptıktan sonra verilen fetva, işi yapmadan önce verilen fetvadan başkadır.
Geniş düşünceli İslamın makasıd ve gayesini derinlemesine idrak eden âlimler hep bu yöntemi kullanırlar. Mesela boşanmakla ilgili bir meseleyi gelip biri böyle olan bir bilgine sorduğunda ona hanımı boşadın mı diye sorar hayır derse boşanma meydan geldikten sonra sor derler. Boşadığını söylerse bununla ilgili en uygun cevabı düşünür ve bulurlar.
Gayri İslami bir toplumda yaşayan Müslüman azınlıkların hali İslam darında İslami bir toplum içinde yaşayan Müslümanların hali gibi asla değildir. Gayri Müslim bir toplumda yaşayan bu azınlığa kolaylaştırma ve hafifleştirme fetvaları verilmesi gerekir. Taki bu sıkıntılı ortamda dinlerini yaşayabilsinler.
Halin değişmesine göre değişecek fetvalardan biride gayrı Müslim bir memleketin vatandaşlığına geçme halinde verilecek fetvalardır. Hasan el-Benna böyle bir geçişi haram kabul ederdi. Hatta dînen büyük günahlardan sayılan bir günah olarak görürdü. Gayri Müslim bir memleketin vatandaşlığına geçmenin bazen insanı açık küfre girebileceği görüşünü savunanlarda vardır. Hatta bunu bir mürted’lik kabul edenler bile bulunmaktadır.
Hasan el-Benna bu hususta şöyle der: “ Gayri Müslim bir devletin vatandaşlığına geçmek büyük günahlardan bir günahtır. Allahın azabını ve gazabını celbedecek bir haldir. Bunun delili de Ebu Davud’un Enes’den naklettiği şu hadistir: Efendimiz buyurmuşlar ki “kim kendi babasının dışında başka babası olduğunu iddia ederse yahut kendi mevalisinden başka velilere yamanır intisab ederse Allahın laneti kıyamete kadar bunun üzerinedir”. Ayet de bu manaya işaret etmektedir Mevla buyurur: “müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah’adır.” (Ali İmran, 28) Yalnız bununla kalmayıp vatandaşı olduktan sonra bir takım vecibeler ve haklar ile yükümlü olur ki tüm bunlar Müslümanlarla olan arasındaki dostluğu yok edip ortadan kaldırır. Onlarla olan bağlarını keser. İnanan birinin inanan kardeşi karşısında kâfirlerin safında olmayı gerektirir onun bu vatandaşlığı. Bu gibi hallerde Müslüman için hayırlı olan eğer orada kalması zorlaşmışsa orayı terk etmesidir. Allahın arzı son derece geniştir. “Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa, 100).
Kardavi gibi bazı âlimler diyorlar ki başka bir devletin vatandaşlığına geçmek bazen Allah ve resulüne ihanet bile sayılır. Müslümanlarla savaş halinde olan bir devletin vatandaşlığına geçmek bu kabildendir. Bundan dolayıdır ki Fransız işgali zamanında Tunus âlimleri Fransız vatandaşlığına geçmeyi İslamdan çıkmak ve mürtedlik saymışlardır. Çünkü bu vatandaşlık ile kişi vatanına olan bağlılığını satmıştır. Bunun karşılığı sömürgecilerin dostluğunu almıştır. Böyle yapan birinin büyük âlimler küfrüne hükmetmişlerdir. Bu fetva işgale direnmenin yollarından biri ve cihat silahlarından bir çeşididir. Ancak normal azınlıklar böyle değildir bunlar gayri Müslim bir devlete gitmek için vatandaş olmaları gerekiyor. Bu hak onlara güç ve bir takım haklar veriyor. İdare bunları o memleketten kovamıyor, seçme ve seçilme hakları meydana geliyor. Adaylar onlara vaatlerde bulunmak zorunda kalıyor, onların reylerini ve oylarını elde etmek için yarışıyorlar. Aslında vatandaş olmak hayır olmadığı gibi şer de değildir. Bunun hükmü Müslüman’a kazandırdığı fayda ve zarara göre oluşup meydana gelir.
Benna ve benzerlerinin fetvasının o zaman ve şartlarla sınırlandırmamız gerekiyor. Üstadın o gün katı davrandığı birçok mesele varki dünyada meydana gelen değişimden dolayı biz onlara daha yumuşak davranıyoruz. İnsanlar birbirine yaklaşmış, dünya birbirine ihtiyaç hisseder hale gelmiş, bazı devletler sömürgeci ve zalim halinden, anlaşmalı ve Müslümanlarla ortaklık yapar hal ve duruma gelmiştir. Hükümde yaşın, çevrenin ve zamanın etkisi vardır. Ayrıca bilgide mutlak büyük yoktur. Herkesin fikri alınıp kabul edildiği gibi ret edilebilirde; ancak hiçbir zaman heva ve nefsinden konuşmayan yüce nebi müstesnadır.”
Hasan Karagüzel




avatar
Hasan
Admin

Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 21/08/08
Yaş : 65

Kullanıcı profilini gör http://asil-islam.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz